Adını Feriha Koydum: Kabul Edilmek Adına Kendimizi Ne Kadar Gizleriz?

Uzun süre önce final yapmış ancak hala replikleriyle sosyal medyada karşımıza çıkan Adını Feriha Koydum, Feriha’nın sosyal çevre tarafından kabul edilmek adına yaptıkları, aile dinamiği, Emir ile ilişkisi ve birçok açıdan psikolojik anlamda detaylar barındıran bir dizi. Belki de diziden aklımızda en çok kalan cümle olan ‘’ Bir de bayıl istersen Feriha.’’ cümlesi günlük hayatta hala birinin abartılı hareket ve duygulanımına esprili bir şekilde verdiğimiz bir tepki olsa da aslında Feriha’nın bayılıyor olmasının altında muhtemelen yaşadığı birçok duygu yatıyor. Hadi birçok açıdan Feriha’nın ne yaşıyor olabileceğini, bastırdığı duyguları, kabul edilme ihtiyacını, kabul edilmek adına ne gibi yollara başvurduğunu ve utanç duygusunu biraz konuşalım.

Feriha deyince ilk etapta aklımıza üniversite hayatıyla beraber söylemeye başladığı yalanlar gelse de aslında bu yalan söyleme davranışının ardında yoğun bir dışlanma korkusu yatıyor. Olduğu haliyle girdiği sosyal çevre tarafından kabul göremeyeceğine inanmış olması o çevrenin kabul edeceğine inandığı şekle bürünmesine neden oluyor. İnsanlar tarafından kabul görmek, onaylanmak ve bir gruba ait olmak aslında sandığımızdan çok daha derin ve birçok insanın hayat içinde zaman zaman karşılamakta zorlandığı ihtiyaçlar. Burada bir insan kabul görmek için kendinden ne kadar vazgeçebilir sorusu devreye giriyor.

Dikkatinizi Çekebilir: Neden Aynı Dizileri Tekrar Tekrar İzliyoruz?

Feriha’nın Yalan Söyleme Davranışı ve Kendi Olma Korkusu

Zengin bir çevrede kapıcı kızı olarak maddi sıkıntılar içinde büyüyen, zaman zaman o çevrede küçümseyici tavırlarla karşılaşan Feriha özel bir okulda burslu okumaya başladığında orada kendi olmakta birtakım sıkıntılar yaşıyor. Hayatına dair gerçekleri saklayan Feriha’nın her bir yalanı yeni bir yalan söylemek zorunda kalmasıyla devam ediyor ve bu durum giderek büyüyor. Aslında burada Feriha’nın yoğun bir kimlik karmaşası yaşadığını izliyoruz. İçinde bulunduğu psikososyal dönemi de düşünürsek ergenlik döneminin henüz içinde olan Feriha kendine dair sağlıklı bir benlik yapısı geliştirmekte zorlanıyor. Ancak buradaki davranışını basit bir yalan söyleme şeklinde değerlendirmek biraz yüzeysel kalabilir. Onu buna iten birçok psikolojik nedenden söz edebiliriz. Feriha neden olduğu gibi görülmekten endişe duyuyor? 

Hepimiz psikolojide otomatik inanç adını verdiğimiz bazı düşünce kalıplarına sahibiz. Bu düşünceleri çocukluğumuzdan beri yaşadığımız birçok olaydan, etrafımızdaki insanlardan öğreniriz. Bu düşünceler çoğunlukla nesnel olmayan ancak kişinin yol haritası görevi gören bilgilerdir. Olay esnasında kişi kafasında daha önce oluşmuş otomatik düşüncelerine bakarak bir duygu hisseder ve neticesinde bir davranış geliştirir. Burada Feriha’nın da maddi zorluk yaşıyor olmanın sevilmesine engel olacağı, bir grupta çoğunluktan onu ayıran bir özelliği olursa dışlanacağı, maddi durumunun iyi olmasının bir insanı bir ortamda daha sevilen biri yapacağı gibi otomatik ancak gerçekçi olmayan inançlara sahip olduğunu görüyoruz. Oysa Feriha bu kısımda bir özelliğin insanlar tarafından dikkatleri üzerine çekebileceği ancak o kişiyi sevilen ve onaylanan biri yapmaya yetmeyeceği gerçeğini gözden kaçırıyor. Burada dizinin birçok kişi tarafından sevilmeyen karakteri olan Hande’yi örnek verebiliriz. Hande oldukça zengin bir ailenin kızı olsa da insanlarla kurduğu iletişim şeklinin sağlıksız olması nedeniyle çoğu zaman dışlanan bir karakter haline dönüşüyor. Bu farkındalığa sahip olamayan Feriha kabul edilme arzusu ile kendini olduğundan farklı göstermeye başlıyor.

Sosyal bir varlık olan insanın kabul edilme ve ait olma ihtiyacı aslında oldukça temel bir ihtiyaç. Bunu Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi açısından da incelersek Maslow bir insanın hayatta en temel ihtiyacının karnını doyurmak gibi fiziksel ihtiyaçlar olduğunu ardından kişinin kendini güvende hissedeceği bir alana sahip olmaya ihtiyaç duyduğundan söz eder. Maslow’a göre yaşamsal açıdan önemli bu ihtiyaçlardan hemen sonra bir insanın en çok sevilmeye ve ait olmaya ihtiyaç duyduğunu anlatır. Feriha da kendi perspektifinden bakınca aslında burada basitçe zengin bir insan olmaya ihtiyaç duyuyorumdan çok sevilmeye ve onaylanma ihtiyaç duyuyorum şeklinde bir düşünceye sahiptir. Gerçeğin ortaya çıkması demek onun adına sevilme şansını kaybetmek anlamına gelmektedir. Kendi olmak ve girdiği ortamda kabul görmek ikilemi arasında yoğun çatışmalar yaşamaktadır. Bu sebeple onun asıl derdi zengin biri gibi görünmekten çok değer verilen biri olmak isteme halidir.

Dikkatinizi Çekebilir: Kocaeli Psikolog

Yalan Söylemek Bazen Bir Baş Etme Yolu mudur?

Feriha’nın hayat öyküsünü bir sosyal psikoloji kavramı olan benlik sunumu kavramıyla ilişkilendirmek de mümkündür. Benlik sunumu, kişilerin sosyal ortamda insanların kendileri hakkında düşünmelerini istediği şekilde bir izlenim bırakmaya çalışması ve ona uygun davranmasını ifade etmektedir. Aslında bunu zaman zaman hepimiz bir miktar yaparız. Kurduğumuz ilişkilerde çoğu zaman herkesle aynı yönlerimizle kendimizi göstermeyiz. Bazı özelliklerimizi kimi ortamlarda daha çok yansıtırken kimi ortamlarda örneğin daha ciddi ve resmi biri gibi davranabiliriz. Bazı insanlar bizi daha samimi ve içten biri olarak görürken bu yönümüzü görmesini istemediğimiz birilerinin yanında daha mesafeli davranabiliriz. O kişiler bizim soğuk biri olduğumuzu düşünürler ki biraz da bu biz kendimizi onlara öyle biriymişiz gibi yansıttığımız için böyledir.

Sosyal medyada daha farklı yönlerimizi ön plana çıkarırken iş hayatında daha başka yönlerimizle var oluruz. Bazen daha güçlü görünmek zorunda hissederek bazı duygularımızı dışarı yansıtmazken bazen aslında çok iyi hissetmiyor olsak da neşeliymiş gibi rol yaparız. Bir durumdan çok etkilenmiş olsak da bazen bunu takıldığımızı göstermek istemediğimiz için umursamıyor gibi davranabiliriz. Hayat içinde zaman zaman böyle davranıyor olmak gayet normaldir. Ancak Feriha’nın gösterdiği davranış biçimleri bunun çok ötesinde ve yoğun olacak şekilde gelişmektedir. Benlik sunumu açısından kendisini bulunduğu gerçeklikten oldukça farklı göstermektedir. Gerçek benliği ve sosyal ortamdaki benlik sunumu arasında bir uçurum bulunmaktadır. Çünkü burada karşı tarafa kendine ait sadece bazı yönleri göstermekten ziyade tamamen yalandan oluşan bir halini sunmaktadır. Haliyle Feriha’nın gerçek olmayan hayali hayatını insanlara göstermeye devam etmeye çalışması dizinin ilerleyen bölümlerinde onu oldukça zora sokmaktadır.

Feriha’nın aslında burada kurgusal bir hayat oluşturarak yalan söylüyor olması bazı üstesinden gelmek adına başvurduğu bir baş etme yoludur. Ancak buradan her yalan söyleme davranışının altında kabul görme ihtiyacı yatar demek doğru olmaz. Kimi insanlardan çıkar elde etmek, kimi kabul edilmek, kimi cezalandırılmaktan kurtulmak için ve daha birçok nedenle yalana başvurabilir.  Feriha için ise daha çok utanç duygusuyla baş etmek ve değer görme ihtiyacını gidermek adına başvurduğu bir baş etme şekli olabilir. Çünkü Feriha’nın hayatına dair detayları saklamaya dair yoğun endişelerini birçok bölümde görmekteyiz. Annesini çok sevdiği halde gizlemesi, başka bir aileyi ailesi gibi tanıtması, babasının işini farklı aktarması gibi davranışlarında gerçeğin açığa çıkmaması adına çaba gösterdiğini izlemekteyiz. Çünkü onun zihniyle baktığımızda değerli ve sevilen biri olmak için zengin olmak gerekmektedir. Ekonomik koşulların kişinin değerini ölçen bir etken olmadığını hissetmekte problem yaşamaktadır.

Peki Feriha Neden Değer ve Maddi Durum Arasında Çarpık Bir İlişki Kurmuş Olabilir?

İnsanların kendine, dünyaya ve çevresine dair sahip olduğu çoğu bilgi çocukluktan bu yana yaşadıklarıyla şekillenmektedir. Özellikle çocukluk döneminde yetişkinlerin çocuğa kendilerinden tuttukları ayna çocuğun kendine dair düşünceler geliştirmesine neden olur. Yaptığı her işin eleştirildiği bir ortamda büyüyen çocuk demek ki ben yetersizim inancı geliştirebilir. Çocuklar genellikle ebeveyninin çok zor beğenen mükemmelliyetçi biri olabileceği alternatif düşünceleri düşünemez. Daha çok onlara tutulan aynaya bakarak kendilerini tanımlarlar. Sadece onların sözünü dinlediğinde övülen bir çocuk karşı tarafın onayladığı gibi davranırsam sevilebilirim şeklinde bir inanç geliştirebilir. Feriha’nın da aile dinamiklerini incelediğimizde ailenin katı kuralları olduğunu görmekteyiz. Köyden şehir hayatına uyum sağlamaya çalışan ailenin özlerini korumakla ilgili endişeleri ve çocukları üzerinde özellikle babasının gösterdiği baskılar aslında Feriha’nın kendini keşfetmesine olanak vermemektedir. Kendi fikirlerini savunmanın ve kendi olmanın kabul görmediği bir evde büyüyen Feriha ancak bulunduğu ortamdaki insanlar gibi olursa kabul edilebileceği fikrine inanmış olabilir. 

Feriha’nın düşünceleri üzerinde ailesinin yanı sıra büyüdüğü apartmanda yakın ilişkiler kurduğu Cansu ve ailesinin ona yaklaşım şeklide etki oluşturmaktadır. Feriha onların kendisine tutmuş olduğu aynayı kabullenmiş ve hayata biraz daha onların inançlarını kabul ederek bakmıştır. Cansular’ dan kendisine gelmiş olan, odasında yer alan ve kendine sık sık baktığı ayna da aslında metaforik olarak bizi bunu göstermektedir. Her gün kendi ile karşı karşıya kaldığı bu ayna bile onların hayatından izler taşımaktadır. Küçümseyici ve maddi durum üzerinden ayrım yapan cümleleri Feriha’nın demek ki tüm insanlar sevgiyi maddi durumla ilişkilendiriyor şeklinde düşünmesine neden olmuş olabilir. Oysaki kişilerin bize yaklaşım şekli çoğunlukla bizimle değil karşı tarafla ilgili anlamlar barındırmaktadır.

Feriha’nın Asıl Çatışması: “Ben Kimim?

Feriha’nın en derin problemi belki de iç dünyasında yaşadığı kimlik çatışmasıydı. Burada çok en önemli bir soruyla karşı karşıya kalıyoruz. İnsanların kendisini olduğu haliyle kabul edip sevmeyeceğine inanan Feriha acaba kendini kabul edip seviyor muydu? Kendiyle bağı iyi olmadığı ve kendine dair yargıları negatif olduğu için yüksek ihtimalle sosyal çevre içinde kendini gizlemek zorunda hissediyordu. Kişi kendini sevdiğinde, kendine dair iç sesi pozitif olduğunda dışarıdan gelen negatif tepkilerle daha rahat baş edebilir. Ancak zaten kendi iç sesi olumsuzsa çevreden gelen bildirimlere karşı daha hassas hala gelebilir. Feriha’nın hayatında daha farklı olmasını istediği alanlara sahip olması gayet doğal. Örneğin maddi olarak daha rahat bir yaşam sürmek istemesi çok anlaşılır. Ancak insanın kendine ait detayları beğenmesi ve kendini sevmesi çok farklı iki yapı. Her yönümüzü beğenemeyiz ancak beğenmediğimiz yönlerimizle de kendimizi severiz. Feriha’nın kendine dair değersizlik duygusu belki de insanlara kendini olduğu gibi tanıtmasına engel oldu.

Feriha’nın hikayesinden belki de kendimize çıkarmamız gereken en önemli ders budur. Biz kendimizi eksik bulduğumuz yönlerimizle, bazen başarısız olduğumuz anlarda da ya da kendimizi güzel hissetmediğimiz zamanlarda da kucaklayıp sevmeye nasıl devam edebiliriz? Bu yönümüzü fark etmek ve kendimizi her halimizle sevmek bizi rol yapmaktan ve insanlar hakkımda ne düşünecek kaygısından korumaya başlayacaktır.

Previous Alkol Kullanım Bozukluğu Belirtileri ve Nedenleri